Ana Sayfa
    1.10.2009

"EĞİTİMDE FIRSAT EŞİTLİĞİ İÇİN ZTV PROJESİNİ HAYATA GEÇİRDİK"

Yirmi yıl tekstil dünyasının en tepe noktalarında görev yaptıktan sonra moda, yayıncılık ve perakende sektörlerine ağırlık veren Demet Sabancı Çetindoğan, Sabancı Ailesi' nin geçmişten bugüne büyük önem verdiği eğitime de el attı. Yeni ilgi alanı olan yayıncılık dolayısıyla eğitim kanalı Z TV'yi kuran Demet Hanım kısa zamanda büyük başarı kazandı. Sabancı Ailesi'nin çalışkan ve başarılı üyesi Demet Sabancı Çetindoğan, sosyal sorumluluk misyonu olarak gördüğü ZTV ve diğer alanlardaki çalışmalarını Klass okurları için anlattı.

ZTV gençlere yönelik eğitim ağırlıklı bir kanal. Öncelikle bu kanalı açma fikri nasıl doğdu, dünyada başka örnekleri var mı ve kanal içeriğinde neler var?

ZTV, konseptini tamamen bizim oluşturduğumuz bir kanal. 14-18 yaş aralığında üç çocuğum var ve sınav stresini birebir yaşayan bir aileyiz. Görüyorum ki ailesinin gelir düzeyi ne olursa olsun çocukların okulun dışında ek bir takviyeye ihtiyacı oluyor. Eğitim kurumlarımız yeterli değil, zorlu bir sınav süreci var. Dolayısıyla belli noktalarda aileler tercihler konusunda müdahil oluyor. İşte bu noktada acaba genel anlamda Türk eğitim sistemine nasıl bir katkı sağlayabiliriz diye düşünürken TV'nin çocuklara ulaşmanın en pratik yolu olduğuna karar verdik. Eğitimde fırsat eşitliği yaratmak için böyle bir eğitim kanalı projesi çıktı ortaya...

Eğitim kanalı projesi nasıl hayata geçti, kuruluş aşamasında neler yaşandı?

Öncelikle bir eğitim kadrosu kurduk. Sonuçta biz bir yayıncıydık; Fashion TV ile yayın hayatına başlamıştık. Bizim için eğitim çok hassas bir konu olduğundan, konusunda duayen hocalarımızdan oluşan bir ekip oluşturduk. Danışman ekibimizi kurduk. Yaptığımız çalışmalar neticesinde özellikle öğretmenlerimiz konularına ne kadar vakıf da olsalar sonuçta stüdyoda TV karşısında konuyu anlatmanın daha farklı olduğunu gördük ve onları kısa bir eğitimden geçirdik. Duruş, mimik, anlatım, ses tonu ve vurgulamalara yönelik kısa bir eğitimden geçti eğitimcilerimiz ve programları çekmeye başladık. Biz istiyorduk ki hazırladığımız dersleri çocuklar ekranda ilgi ile izlesin. Bunu nasıl sağlarız diye düşündüğümüzde çok fazla görsel argüman ilave ederek, animasyonlar koyarak olayı renklendirmeye çalıştık. Dikkat ettiğimiz bir başka nokta ise normalde dersler 40 dakikadan oluşuyor gerek okullarda gerekse diğer eğitim kurumlarında. Bunun ekran karşısında mümkün olmayacağını gördük. Çünkü 40 dakika boyunca bir çocuğun ilgisini çekmek hakikaten zor bir durum. Biz bunu 20'şer dakika olarak ayarlamaya başladık. Bütün derslerimiz 20 dakikadan oluşuyor. Bu derslerin çekimi ve çekim sonrası çalışmaları ve yayına hazırlanması ise beş saati buluyor. Çok yoğun bir çalışma evresi geçirdik ama sonuç olarak ilgiyle izlenecek eğitim programlan hazırladık. Aldığımız maillerden de anlıyoruz ki faydalı olmaya başladık.

Eğitim sisteminde ve müfredatta değişiklik yapıldığında nasıl uyum sağlıyorsunuz?

Bütün değişikliklere anında adapte olarak hemen uygulamaya koyuyoruz. Biz de o değişikliklere adapte olduk. Onun dışında da ilave ek eğitim programları çekimlerine devam ediyoruz.

Kanalda sadece eğitim programları mı yayınlanıyor?

Şimdi her yıl gerçekleşen iki önemli sınav var. Birisi üniversiteye hazırlanan gençler için diğeri ise liseye hazırlanan çocuklar için. Başlangıç noktasında hedefimiz bu iki yaş grubuna yönelikti. Fakat sonra zaman içinde gördük ki öğrencilerin dışında başta ev hanımları olmak üzere yetişkinler de kanalı izleyip faydalanıyor. KPSS'ye hazırlanan memurlara yönelik bir program hazırladık. Açık öğretimdeki gençler için programlarımız oldu. Yani başlangıçtaki noktamızla şimdi geldiğimiz nokta arasında çok ciddi bir fark oluştu.

Bu gelişme talepler neticesinde mi gerçekleşti?

Hem talepler karşısında oldu hem de bizim gözlemlerimiz neticesinde faydalı olacağını düşündüğümüz ilavelerle... Bunun yanında eğitim anlamında çocukları geliştirecek, ileriye dönük yetişmelerinde faydalı olabilecek bilgiler vermeye çalışıyoruz. Kısa programlarla teknoloji dünyasından haberler veriyoruz. Üniversiteleri tanıtıyoruz. Konusunda başarılı olmuş insanların başarı öykülerini dinletiyoruz. Rehberlik saatimiz var. Özellikle sınav stresine yönelik çok fazla kaygılar var. Gençlerde hatta anne babalarda bile var. Onları giderici rehberlik programları hazırladık. Bu yıl okul öncesi anne-baba ve çocuk iletişimine yönelik "Birlikte Büyüyelim" adlı bir programa başlıyoruz. Prof. Bengi Semerci'nin hazırladığı bir program. Bu programın çok faydalı olacağını düşünüyorum. Benim üzüldüğüm bir nokta var ki çocuklarımız ne yazık ki örf-adet ve geleneklerimizi bilmiyorlar. Bunu yitirmekten korkuyorum. Bununla ilgili nasıl bir çalışma yapabiliriz diye düşündük. Çocukları sıkmadan bir şeyler yapmamız gerekiyordu. İşte yeni yayın döneminde Prof. Bengi Semerci ile yapacağımız program bu düşüncelerle doğdu, ingilizce eğitimin den çok güzel olumlu neticeler aldık ve bu sene Fransızca ve Almanca eğitimlerini de devreye sokuyoruz. Takı tasarım programı var mesela, ev hanımları çok seviyorlar. Sürekli yeniliyoruz. Böyle yeniliklerle devam ediyoruz.

Gerek okul öncesi gerekse farklı alanlarda yaptığınız eğitim programları için sosyal sorumluluk projeleri üreten vakıf ve derneklerle ortak çalışmalarınız oluyor mu? Örneğin AÇEV gibi...

Açıkçası AÇEV ve Unicef ile görüşmek istiyorum. Yalnız şöyle bir sıkıntımız var 24 saat yayın bize az gelmeye başladı. Yayın akışını hazırlarken her şeyi yapmak istiyoruz ama zaman yetmiyor ve kısmak zorunda kalıyoruz, inşallah onu da aşarsak daha güzel şeyler yapacağız.

Milli Eğitim Bakanlığı ile ortak çalışmalarınız var mı?

Milli Eğitim Bakanlığı ile bir çalışmamız başlamak üzere. Devletin TRT 4 diye bir eğitim kanalı vardı ve onu çocuk kanalına çevirdiler. Bizim de böyle bir eğitim kanalı olduğumuzu duyunca çok memnun oldular. Bazı konularda beraber hareket edebileceğimiz konusunda ön anlaşma sağladık. Çok kısa bir süre zarfında bu tamamen yazılı bir anlaşmaya dökülecek. Bu konuda hakikaten büyük bir ihtiyaç olduğunu MEB yetkilileri de vurguluyor. Kanal dolayısıyla bize çok teşekkür ettiler. Sanıyorum birlikte çalışmalarımız peyderpey yoğunlaşacak.

ZTV dolayısıyla nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Çok e-posta geliyor. Bunların içinde özellikle birkaç tane var ki beni derinden sarstı ve çok duygulandırdı. Mesela üniversite kazanan bir engelli kızımız var. Fiziksel engeli nedeniyle dershaneye gidememiş ve Z TV'den faydalanmış. Diğer çocukların yanında kendisini daha rahat hissettiğini söylüyor ZTV'yi takip etmeye başladıktan sonra... Öğretmenlerden ve eğitimcilerden de e-posta alıyoruz. Mesela bir köy okulunun öğretmeni, öğrencile-rine ZTV'yi tavsiye ediyormuş kendilerini geliştirmeleri için.

ZTV aracılığıyla birçok öğrencinin okul kazanmasına yardımcı olduğunuzu vurguladınız, dershanelerin bu anlamda olumsuz bir tepkisi oldu mu?

Hiç öyle bir tepkiyle karşılaşmadık. Zaten çocukların eğitim konusunda her türlü mecradan yararlanması gerekiyor. Sonuçta biz birebir eğitim vermiyoruz. Bunu çocuklar dershanelerde almaları gerekiyor. Her birinin ayrı bir güzelliği ve faydası var. Ben her imkândan faydalanılması gerektiğini düşünüyorum. Yani hiç biri birbirinin alternatifi diye düşünmüyorum. Ama eğitim sistemimizde maalesef bu sınavlara hazırlanmak için okulun dışında ek bir çalışmaya ihtiyaç var. Bu çalışmaları çocuklar tek başlarına yapamıyorlar. Mutlaka bir şekilde bir yerden bunu öğrenmeleri gerekiyor.

Gazetelerin TV sayfalarında Z TV'nin yayın akışını görebilecek miyiz?

Bizim bir internet sitemiz var. Z TV yayın akışını oradan veriyorduk. Ama yakın bir zamanda, gazetelerle görüşeceğiz. Daha çabuk, herkesin görebileceği açık bir ortam. Mesela cezaevinden bir mektup gelmişti bize. Açık öğretimde okuyan bir hanım "Sınavlarıma sizin programlarınızla hazırlanıyorum" diyor. Şöyle de bir ricası vardı mektubunda "Bu ortamda internetimiz olmadığı için yayın akışını televizyonda vermeniz mümkün mü?" Çünkü cezaevinde hakikaten internet ortamına girmeniz mümkün değil.

ZTV tamamen sosyal sorumluluk bilinciyle kurulmuş bir kanal değil mi, yani ticari bir amaç gütmüyorsunuz?

Ticari bir amaç yok tabii ki ama şunun altını çizmemiz gerekiyor. Her sosyal sorumluluk projesi gibi ZTV' nin de kendi ayaklarının üstünde durması gerekiyor. Tabi ki başlangıçta bir destek var. Destek olmalı ama belli bir sürenin sonunda kendi kendini döndürür hale gelmesi gerekiyor.

Sağlıklı bir şekilde uzun süre yaşayabilmesi ve faydalı olması için bu şart.

Yani ZTV reklam alacak diyebilir miyiz?

Biz bu kanalın idamesi, gelişmesi, daha çok insana ulaşması için uyduda ve D-Smart'ta varız. Yayınımızı daha farklı alanlara da yaymak istiyoruz. Belki internet ortamımızı daha farklı yapabiliriz. Bunun için de artık reklam almamız gerekiyor diyebilirim.

Digitürk platformunda yer alma gereğini neden duymadınız?

Digitürk ilk baştan itibaren eğitimde fırsat eşitliği dediğimiz açılımda bizim tam hedef kitlemiz değildi. Ama tabii ki yer almakta fayda vardır. Sonuçta herkese ulaşmak istiyoruz ama çok yüksek bedeller isteniyor yayın platformlarından. Sonuçta bu bir sosyal sorumluluk projesi. Duruma buradan da yaklaşılabilir. Açıkçası biz de ısrarcı olmadık hedef kitle olarak belirlemediğimiz için ama neden olmasın...

ZTV şu an reklam alıyor mu?

Alıyor ama çok az... Daha çok bizim kendi grubumuzun markaları...

ZTV' de reklam veren olarak kimleri görmek istersiniz?

Yani reklam verecek kişinin hedef kitlesi belli. Ama birçok alanda alabiliyoruz. Çünkü gerçekten iyi bir yaş aralığı bizi izliyor. Eğitim kurumları olabilir, gıda sektörü olabilir. Aslında birçok sektörün ilgisini çekebilir.

Mesela Bilgi Üniversitesi veriyor. Hiç vermeyen de yok değil. Dışarıdan internet sitemizden mesela Bilgi Üniversitesi'nin reklamı giriyor. Dediğim gibi banka da olur, çocuklara yönelik hobi üreticisi de olur, tekstil de olabilir. Genele hitap eden markaları aramızda görmek isteriz.

ZTV' yi hayata geçiren kişi olarak yaptığınız çalışmalara gösterilen olumlu tepkiler sizde nasıl duygular uyandırıyor?

Aslında hakikaten güzel bir şey bu. E-postalar aracılığıyla güzel dönüşümler almak insanı mutlu ediyor. Ama ben şu anda 24 saatin bu kadar program için yeterli olmadığını düşünüyorum. Zaman içinde bunu 2 kanala çıkarıp lise imtihanlarına hazırlananlar için ayrı, üniversite sınavına hazırlananlar için ayrı bir kanal yapıp diğer yan programları da o yaş kategorilerine uygun bir şekilde ayırıp daha da kapsamlı hale getirmek istiyorum. Şu anda her şeyi bir anda yapmaya çalışıyoruz. Hepsini aynı kanalın içinde vermeye çalışıyoruz. İnşallah bunu ikiye çıkarıp biraz daha katego-rize etmek amacındayım. Bu yıl olmasa da bir sonraki eğitim yılını inşallah böyle bir şeyle devam edeceğiz.

Eğitime verdiği destekle dikkat çeken Sabancı Ailesi'nin diğer fertleri yaptığınız bu çalışmaları nasıl değerlendiriyor?

Sabancı Vakfı 1974 yılında rahmetli babaannemin kendi kişisel varlığını bağışlayarak ön ayak olmasıyla kuruldu. Tabii oğullarının hepsi de bu girişimden çok memnun olarak kendisine destek verdiler. Ve böylece Sabancı Vakfı hayata geçti. Rahmetli babamı o zaman vakfın başkan seçtiler. Babam kurulduğu 1974 yılından vefat ettiği 1998 yılına kadar Sabancı Vakfı'nın başkanlığını yaptı. Dolayısıyla babam evimizde bu konuya çok ağırlık verirdi. O dönemler Adana'da oturuyorduk. İş saatlerinin dışında Adana ve çevre illerin Valileri, Milli Eğitim Müdürleri ile görüşmeler yapıyordu. O yılki ihtiyaçları belirlemeye çalışıyordu. Daha sonra görüşmelerin neticesini vakıfta kardeşleriyle paylaşıyor ve ihtiyaçları bir öncelik sırasına koyuyorlardı. Ve vakfın o yılki geliriyle söz konusu ihtiyaçları sırasıyla gerçekleştirmeye çalışıyorlardı. Babam hangi ilde olursa olsun kurdukları okulların temel atma ya da açılış törenlerinde fiilen bulunmak isterdi. Bu da bende eğitime ne kadar önem verdiği duygusunu işlemişti. Çünkü zaten çok yoğun bir iş hayatı vardı ama bu tip açılışlarda mutlaka kendisinin olması gerektiğini düşünür ve hiçbir zaman işlerini vakfın genel müdürüne bırakmazdı. O dönem havayolu ulaşımı da yaygın olmamasına rağmen fiilen kendisi katılırdı. Karayolu ile bu seyahatlerini yapıyor olması yoğun iş yaşamı göz önüne alındığında ayırdığı zaman açısından büyük fedakârlık anlamına geliyordu. Sözün özü ailemizde eğitime büyük önem veriliyordu. Sanayi ve ticaret, Sabancı Ailesi'nin ağırlık verdiği işlerdir ancak eğitim konusu da bir o kadar ciddiye alınır. Herhalde aile içindeki tüm bu anlayış ve öğreti beni bu şekilde biçimlendirdi. Ben de zaman içinde yaptığım işlerden yola çıkarak faydalı olabileceğim konulara eğilmek istedim. Yaptığım işin arka planında bir misyonumun da olmasını arzuladım. Örneğin kök hücre bankacılığına da bu amaçla başladım ve devam ediyorum diyebilirim.

Kök hücre bankacılığını neden bir misyon olarak gördünüz?

Aslında çıkış noktam rahmetli babamı kaybetme nedenimizin kanser oluşuydu. Son dakikada öğrenmiştik bunu. Maalesef hastalık çok sinsi ilerlemiş ve teşhis edildiğinde sadece altı aylık bir ömrü kalmıştı. Kök hücre ve bio-teknoloji konuları üzerine hep okuyordum. Tıp dünyasında yeni bir çığır açacağının farkındaydım. Rahmetli babamı kanserden kaybedince bu konuda küçük bir adım bile olsa bir şeyler yapmak istedim. İTÜ bünyesinde bir araştırma laboratuarı kurduk. Şu anda kordon kanı bankacılığı yapıyoruz. Bir yandan da araştırma ve geliştirmeye yönelik çeşitli kuruluşlarla ortak çalışmalar yapıyoruz. ABD'de, Almanya'da ve İtalya'da farklı kurumlarla çalışıyoruz. Türkiye'de Tübitak'la çalışmalarımız var. Şimdi kordon kanı bankacılığı yapıyoruz ama zamanla farklı açılımlarımız da olacak. Tabii bunun için yasal düzenlemeler gerekiyor. Diş bankacılığı, karın yağı bankacılığı yapmayı hedefliyoruz. Sağlık Bakanlığı gerekli yasal düzenlemeleri yapınca o konularda da faaliyet göstermeye başlayacağız. Dediğim gibi yaptığımız işin arka planında bir misyonum olsun istiyorum.

Bunların dışında yeni bir proje hedefiniz var mı?

Aslında bir tematik kanal daha kurma düşüncemiz vardı, o da farklı bir alanda olacaktı ancak kriz ortamında bir yıl erteledik projemizi. Medya tamamen reklamla dönen bir sektör. Türkiye'de şöyle bir algı var: Kriz ortamında giderleri kısacaksın. Tabii ilk kısılan kalem de reklam oluyor. Halbuki tam tersi olmalı. Daha çok promosyon, daha çok reklam, daha çok kendini tanıtma ve hatırda tutma olmalı. Aslında projenin alt yapısını oluşturmuştuk, kısmetse önümüzdeki sene inşallah onu da hayata geçireceğiz.

Ülkemizdeki eğitim sistemini nasıl buluyorsunuz?

Aslında eğitim kadromuzda ve eğitim kurumlarında önemli diyebileceğimiz eksiklikler var. Ama şu andaki Milli Eğitim Bakanımız bu konuda çok ciddi adımlar atmaya başladı. Özellikle okul öncesi eğitimine önem veriyor. Bu ülkemiz için hakikaten çok önemli. Eğitim kadrolarında yenilikler oluyor. Tabii her şeyi devletten beklememek lazım. Özel sektörün eğitime bir şekilde katkıda bulunması lazım. Bunu bir sosyal sorumluluk duygusuyla yapması gerekiyor. Sonuçta gelişmekte olan bir ülkeyiz. Tabii ki eksiklerimiz var. Ama bunları aşacağımızı düşünüyorum. Özel sektörün de gayretiyle çok daha kısa zamanda aşacağımızı düşünüyorum.

Hem eğitime destek veren bir iş kadını, hem de bir veli olarak sizin bu konuda ne gibi tavsiyeleriniz olabilir?

İstanbul'da yaşıyorum ve çocuklarım çok şükür iyi okullarda okuyorlar. Sonuçta Türkiye genelinin böyle olmadığının bilincindeyim, inşallah Türkiye genelinde standart daha da yükselir. Daha hala okuma yazma oranından, okula gitmeyen kız çocuklarından bahsediyoruz. Yani o kadar gerilerdeyiz ki aslında her şeyden önce bunları aşmamız lazım. Daha sonra da o eğitim kurumlarının kalitesini eşitleyip, eğitimcilerimizi eğitmemiz lazım. Çünkü sürekli değişim yaşanıyor. Ama eğitimcilerimizin bu değişimden yeterli düzeyde haberi olup olmadığını bilmiyoruz. Onların eğitilmesi, anne-baba-ların eğitilmesi gibi birçok çalışma yapılmalı. Yani çok kapsamlı, çok geniş bir konu aslında insan eğitimi...

Tekstil sektöründe 20 yıllık bir deneyiminiz var ancak artık tamamen medyaya yöneldiğinizi söyleyebilir miyiz?

Evet, tekstil fabrikasında çalıştım ben 20 yıl boyunca ve tematik kanal işine girince tekstili tamamen bıraktım. Çalıştığım tekstil fabrikası kumaş üreten bir fabrikaydı. Birkaç farklı tekstil şirketinde çalıştım. Modaya yönelik bir sektör olduğu için çok zevkliydi. Özellikle son yıllarda çok sık yeni ürünler çıkartmak gerekiyordu. Ama medya daha dinamik bir sektör. Zaten farklı bir şey yapmak arayışındaydım. Tekstil fabrikası yerine farklı bir iş kolunda bulunmak istiyordum. İlk olarak Fashion TV ile yola çıktık. Yine bir tarafında moda var. Ben Türkiye'de Fashion TV'nin moda konusunda bir okul görevi yaptığını düşünüyorum. Çünkü dünya trendlerini ekrana taşırken sadece tasarımcılar değil makyöz ve kuaförler gibi modanın yan sektörlerinin de yararlanabildiği bir mecra...

Harvey Nichols ile de yakından ilgileniyor musunuz?

Sonuç olarak ben de Harvey Nichols'ın bir müşterisiyim. Buradan alışveriş yapıyorum. Perakende bizim asıl işimiz. Türkiye genelinde birçok mağazamız var. Harvey Nichols mağazalarımızı taçlandırdı. Mağazacılıkta büyümeye devam ediyoruz. Her geçen sene 4-5 farklı lokasyonda mağazalar açılıyor. Bu yıl bitmeden Bağdat Caddesi ve Nişantaşı'nda 1500 ve 2000 metrekare arasında değişen iki tane büyük mağaza daha açacağız.

Peki Harvey Nichols mağazalarını Türkiye'ye yaymak gibi bir düşünceniz var mı?

Bazı görüşmelerimiz oldu, başka şehirlerde olsun diye düşünmüyor değiliz ama henüz net bir kararımız yok. Ama İstanbul dışında bir mağaza olursa öncelikle Ankara'da açılması yüksek ihtimal.

Geçtiğimiz ay düzenlenen İstanbul Fashion Days gibi İstanbul'u moda başkenti yapmaya yönelik çalışmalar tüm hızıyla sürüyor, nasıl değerlendiriyorsunuz bu çalışmaları?

İstanbul artık dünya metropollerinden biri ve tekstil sektörü olarak da çok büyük bir potansiyele sahip. Tekstil fabrikaları son 10 yılda yapılanmalarını ve makine teçhizatlarını yenilediler. Altya-pılarını güçlendirdiler. Aslında neden dünyadaki ünlü moda haftalarından bir tanesi İstanbul'da olmasın. İstanbul bunu çoktan hak etti. İşin önemli noktası bu organizasyonu yapacak grubun çok güçlü ve kolektif çalışması. Bunu başarabilirsek bir yerlere gelebiliriz. Biz Türklerin maalesef aşamadığımız bir duygumuz var. Çok fazla kolektif çalışmayı sevmiyoruz. Bunu başarabilirsek bir kere şehir olarak çok üstün bir şehiriz ve o diğer metropollerden moda ve kültür-sanat olarak çok üstün özelliklerimiz var. Bence İstanbul bunu hak ediyor ve o yola doğru çalışmalar da yapılıyor. Her sene farklı gruplar 3-4 tane bu tarz organizasyonlar yapıyorlar. Artık bu gruplar birleşerek diğer büyük şehirlerdeki gibi uluslararası platformda yılda iki kere olmak üzere moda şovlar organize edebilirler. Artık bunu yapmaları gerekiyor.