Ve müzakerelerin sonu… Tüm devlet başkanları ve diğer bakanlar görüşmelerin sonuna geldi. Tartışmalar, gerginlikler yer yer sözlü atışmalara kadar giden zor zamanlar ve nihayet uzlaşılan maddelerin hepsi resmi bir bildiriye dönüşmek üzere toplandı. Ortaya ekonomik krizden, piyasa kararlarına, gıda politikalarından terör sorununa kadar geniş bir yelpazede “Final Bildirisi” hazırlandı. Bu ortak bildiri Sayın Recep Tayyip Erdoğan dahil tüm G20 ülkelerinin devlet başkanlarına, Birleşmiş Milletler’e ve bazı önemli sivil toplum kuruluşlarının dikkatine sunulacak.
İşte son günün heyecanlı sabahı
Sabah erkenden lobide toplanıyoruz. Otelin önüne gelen otobüslerle Vancouver City Hall’e gideceğiz. İmza töreni ve basın toplantısı orada yapılacak… İnsanlar heyecanlı çünkü basının önüne çıkılıyor. Gazetecilerden genel bir korku var. Lobide Çin Devlet Başkanı geliyor yanıma… Feci gergin… Bu işin üstesinden nasıl geleceğimizi soruyor, kendisi olmasını söylüyorum. Zehir gibi biri… Birikimiyle, bugün bize soru soracak olan çoğu gazeteciyi üçe katlayacağını söylüyorum. İddialı olmaya alışık değil, tevazu kültüründen geliyor. Önce şaşırıyor, sonra düşünüp rahatlıyor ve teşekkür ediyor. Ardından doğum günü olduğunu Facebook’tan öğrendiğim Güney Kore Devlet Başkanı’nın görüyorum. Bir gün önce aldığım Michael Jackson’ın “This is it” DVD’sini hediye ediyorum ona. “Sever misin bilmem” diyorum. “Bayılırım” deyip sarılıyor bana… Şaşırıyor… O da bana bir şey vermek istiyor, hiçbir şey bulamayınca Güney Kore bayrağı veriyor. (Doğumgününü kutlayan değil ama hediye veren tek kişi benim) Otobüslere biniliyor… Protokol tam gaz devam… Devlet Başkanları ve Bakanlar ayrı otobüslerde yolculuk yapıyor. Yanıma Türk Ekonomi Bakanı Doğakan’ı almak istiyorum, konuşacaklarımız var ve nasıl olsa herkes aynı yere gidecek… Komite üyeleri hemen karşı çıkıyor. “Ekonomi Bakanları başka otobüsle gidecek.” Gerginlik çıkmasın diye üstelemiyorum, “Peki” diyorum.
City Hall’de yaşananlar
Tarihi Vancouver City Hall’deyiz… Vancouver Belediye Başkanı’yla tanışılacak ve sonrasında kendisi bir konuşma yapacak. Salona bizim grup haricinde herkesi alıyorlar, basın, STK’lar, bakan delegeler herkes içeride… Tüm devlet başkanlarını da arka tarafındaki odaya alıyorlar. Biz herkes yerine oturduktan sonra içeriye girecekmişiz. Kaide böyleymiş. Heyecan başlıyor. Başkanların kimi haç çıkarıyor, kimi dua ediyor… Ben de havaya girip bir sure okuyorum. Bizi içerideki oturma düzenine göre sıraya sokuyorlar ve kapı açılıyor… İçeriye alkışlar arasında etrafımıza gülücükler saçarak girip yerlerimizi alıyoruz. Tüm koltukların önünde ülkelerin bayrakları duruyor. Benim iki yanımda Meksika ve İngiltere başkanları var. Ve basın toplantısı başlıyor…
Basın toplantısında hava buz oldu
Sorular basit ve genel… Zirvede başınıza gelen en farklı olay, ortak bildirideki en güvendiğimiz bölüm, çözüm bulamadığımız herhangi bir sorun olup olmadığı… Herşey yolunda gibi görünürken Zirve’den tatmin olup olmadığımız soruldu. Herkes olumlu sözler sarfederken, ABD başkanı tatmin olmadığını, yeteri kadar zamanımızın olmadığını ve işlerin aceleye geldiğini söyledi. Güney Afrika söz aldı ve katıldığını, sonuçların gerçekçilikten çok idealist olduğunu söyledi. Hava buz oldu. Neyse ki sözü alan Fransa Başkanı’nın esprileriyle piste yumuşak iniş yapıldı.
İmza atarken devirdiğim çam
Basın toplantısından sonra imza töreni başlıyor. İmza töreni şöyle gelişiyor. Önce komite başkanı Lindsay, ülkenin adını ve Devlet Başkanı’nın adını imzaya davet ediyor. Ardından başlayan alkışlar eşliğinde Devlet Başkanı ortadaki masaya gidiyor, alkışlar kesiliyor… İmza atılıyor, tam karşıdaki fotoğraf makinelerine poz veriliyor. Ve tekrar başlayan alkışlar arasında tekrar yerine oturuyor. İlk sıra İtalya Devlet Başkanı’nın, ben üçüncü sıradayım. Komite Başkanı mikrofona “Törkiy, Efe Sivis” diye seslenince kıvrak bir hareketle yerimden kalkıp masaya doğru ilerliyorum, hafif bir kalp atışı hızlanması oluyor… Alkışlar… Masadayım, alkışlar kesiliyor… İmzayı attıktan sonra (tekrar imza atar gibi) objektiflere poz verirken salondan gülüşmeler gelmeye başlıyor. Poz verme süresini abarttığımı hemen anlıyorum. “ Ya efe burası defile mi neden uzatıyorsun şu poz işini” diye kızıyorum kendime. Ama bir yerde de haklıyım, her gün de g20 bildirisi imzalamıyoruz ya… Masadan yine atik bir şekilde kalkıyorum, gereğinden fazla hızlı yürümemeye dikkat ediyorum ve yerime geçip oturuyorum. İngiliz’e “pot mu kırdık ne diyorsun” diye soruyorum, “adamımsın” diye ‘çak’ yapıyor. Valla herkes havaya girmiş. İmza törenini izlemeye devam ediyoruz…
Siyaset Out Lady Gaga In
5 gündür devam eden ağır politik tartışmalardan bunaldığımı farkediyorum… Konular, sorunlar, tartışmalar hep aynı odak üzerinde… Pratikte olayların bu kadar içinde olunca insan daha net anlıyor… Dünya bu kadar belanın üstesinden nasıl gelecek? Burada Vancouver’ın lüks tartışma salonlarında gıcır takım elbiselerle atıp tutmak kolay. Bunları düşününce yine içim sıkılıyor… Gündemimi değiştirmem, nefes almam lazım. Robson Caddesi’ndeki HMV mağazasına (Kanada’nın D&R’ı) girer girmez Lady Gaga hakkında bir kitap çarpıyor gözüme. Emily Herbert yazmış. Son günlerde ‘Alejandro’ parçasını fazlaca duyuyorum, Gaga’nın yenilikçi yaklaşımı da ne zamandır dikkatimi çekiyor, 1 senedir aldığı yolu düşünüyorum, vakit harcamaya değer. “Tam isabet” diyorum, kitabı ve birkaç günlük gazeteyi ödeyip bir kahve’ciye gidiyoruz. Kitaba biraz göz atıyorum, ilgimi çekiyor… Derken telefonlarımız çalıyor… Bu kez müzakere konusu akşam yemeği ve gece yapılacak programlar…
Gece Clubbing
Gece Gorgo kulübüne gidiliyor. Kanada delegasyonun tercihi, ne de olsa onların yeri… Ben Rus delegasyonundan bir hanımefendiyle beraber katılıyorum. Ekonomi bakanım Doğakan İngiliz Çevre Bakanı olan zarif bir hanımla beraber geliyor. Mekana giriyoruz, içeride lokal bir dj trance müzik çalıyor. Bpm yüksek, tempo yukarıda, dans, alkol, görsel efektler… Yanımıza işletmeci geliyor, tanışıyoruz… Ali Ersesyan bir Ermeni, Türkiye’ye 1 kez gelmiş. Türk olduğumu söylediğimde şöyle bir yokluyorum… Nafile… Aramızda hiçbir gerginlik olmuyor, tersine aynı toprakların çocuğu olduğumuzdan muhabbet ivmeleniyor. Güzel bir gece oluyor…
Ah Ayrılık
Ertesi gün otelde veda anları… Geleceğe dair konular açılıyor. Ülkeden ülkeye davetler havada uçuşuyor… Birbirini kendi ülkesine çağıran çağırana… Derken meslek sohbeti başlıyor. Aramızdan kimileri uluslar arası ilişkilerde devam edecek, belki bir gün gerçek liderler olarak birbirleriyle müzakereler edecek bazılarımız… İleride kimin ne yapmak istediği masaya yatırılıyor… Gitme vakti yaklaştıkça deleger duygusallaşıyor, hayata dair sohbetler artıyor… Müzakerelerdeki kaplansı tartışmaları yapan sert-genç-atak liderler gidiyor yerine yufka yürekli pamuk gibi insanlar geliyor. Mesela ABD Başkanı bile benim gözüme şirin gelmeye başlıyor. Aramızda Uluslar arası İlişkiler konusunda çok çok hırslı arkadaşlar var, ABD Başkanı bunlardan biri… Kimileri uluslar arası şirketlerde kariyer hedefliyor, kimileri politikacı olmayı, kimileri gazetecilik kariyeri ya da sivil toplum kuruluşlarında görev almayı… En büyük orta payda şu; zamanın ruhunu gerçek anlamda kavrayan bir organizasyona katıldığımızın herkes farkında… Ve kim ileride ne yaparsa yapsın bu tecrübeleri kullanacağının bilincinde…
Vancouver Havaalanı ve hayatın hızı
Üç Türk arkadaşımla beraber havaalanındayız. Önümüzde uzun bir uçuş var, yüzlerdeki yorgunluk, yoğun bir programı devirmenin verdiği huzura karışıyor… Ülkemizi hakkıyla temsil ettiğimizden içimiz rahat. Ben hediye için mağazadan mağazaya koşturuyorum. Sonunda uçağa biniyoruz. Kaptan konuşuyor… Kafamı gazetelerden kaldırıp Doğakan’a yarın İstanbul’da ne yapacağımızı soruyorum. Cevap tereddütsüz çıkıyor, Doğakan değişime anında adapte... Zaten tam da bu yüzden benimle beraber Türk delegasyonunda… “Ne oluyoruz abi, bir soluklanalım, daha Kanada’yı şimdi terkettik” demek yok. Hayat tüm hızıyla devam ediyor. Zor bir yaz bizi bekliyor. Kanada G20 Gençlik Zirvesi defterini böylece kapatıyoruz.
Not: Kanada’dan sesimizi duyurmamıza olanak veren Hurriyet.com.tr’ye, Sayın Fatih Çekirge’ye, Sayın Oğuz Güven’e, eğitime ve gençlere desteğini yine gösteren Sayın Demet Sabancı Çetindoğan’a Türk delegasyonu adına teşekkürlerimi sunarım.